3 C
New York kenti

Kübra Doğru Ünlü yazdı! Camdaki Kız 65. bölümüyle nefes kesti!

Published:

Kübra Doğru Ünlü yazdı! Camdaki Kız 65. bölümüyle nefes kesti!

 

Dram okyanusu dizi, bu bölümünde de şaşırtmaya devam etti.

Bilinenin ve beklenin dışında her bölümde yeni çatışmalarıyla izleyicinin nefesini kesen sahneler; 65. Bölümde de çokça mevcuttu. Bölüm, görüntü ve kurgusuyla da şahaneydi. Oyunculuklar keza yine öyle. Oyunculuk demişken Camdaki Kız’da birkaç bölümdür var olan 90’lar “Tofaş”. Yeni oyuncu demek mümkün. Ve kullanılan şarkılar …” Konuk oyuncular”, demek yine mümkün.

65. Bölümün yani dün gecenin diziyi yukarıya taşıyan sahnelerinin en büyük oyuncusu bana kalırsa rahmetli Müslüm Gürses’ti.

Camdaki Kız Nalan, yine ve yine ve yine, mahzun ve melül, camdan bakarken; Hayri kırmızı- borda arası pırıl pırıl parlayan, o renkteki Tofaş’ıyla, evin, o penceresinin önüne aracını çeker. (Bu arada konak 24 odalı) Müziğin sesini sonuna kadar açar. Dönemin en iyi müzik sistemine sahip Tofaş’tan, gecenin üçünde, adeta tüm sokağa, son ses, bir Müslüm Gürses şarkısı dinlettirir. (İzleyicide canlansın anılar)

Karanlık çökünce sokağına,

Köşede ben varım;

Unutamazsın…

O mutlu günler gelir aklına,

Sen beni ömrünce;

Unutamazsın…

Son dönemde dizilerin genelinde uygulanan bir durum. Şarkılar ve onları okuyan büyük sanatçılar … Dizilerin bana kalırsa baş kahramanları. Senaryo- oyuncu- kurgu eksikliklerini bir anda kapatıp, izleyiciyi bam telinden yakalamak için etkili bir yöntem. Her bölümde bir ya da birkaç bölümde bir kez olması diziyi lezzetli kılıyor. Kanal D dizilerinde olduğu gibi…

Ancak öyle dizler var ki, öyküleri de kurguları da tamamen bu unsur üzerine kurulu. Öyle sanıyorum ki özgünlük kısırlığından, şarkılara, türkülere sığınılıyor. Toplu taşıma araçlarında vardır, “imdat kolu” … Üzerinde “acil durumlarda kırınız ve kullanınız” yazar. Türkülerle, şarkılarla, işte o “imdat kolu” kırılıp sanki imdat diye bağırılıyor…Memleketimin toprağı da bu anlamda “derya” olunca izleyiciyi bu unsurlarla yakalamak mümkün…

Bahsettiğim sahne sırasında Camdaki Kız, “Camda” olmaya devam ediyor.

(Yeşilçam kurucularından süpervizör Rahmetli Tolgay Ziyal ve yaşıyorsa sağlıklı ömürler olsun, Jan Brindiz’ … Böyle sahneleri bire bir, tekrarı ile vermeye ne hiddetli kızarlardı. “Camdaki Kız’ın her pencere önüne geçişinde, 90’larda benim kamera önünde, onların da o kameranın gerisindeki çalışmalarımız aklıma geliyor. Bir gün o anıları da yazarım)

Nalan pencere önünde yerini alıp, sokak köşesinde duran o araçtan yayılan şarkıda duyduğu sözler üzerine (Müslüm Gürses – Unutamazsın);

“Öyle de bir unuturum ki seni” diyorken, uyuyan koca uyanıyor ve dışarıdan bir müzik sesi geldiğini anlayarak “yıl olmuş kaç, hala insanlar birbirlerine şarkıları böyle mi dinletiyorlar? “Diyor. Sahne kurgusal ve teknik anlamada beni çeşitli sorgulamalara götürse de dediğim gibi, “bam teli” orada kendi çalıp, kendi söylüyor. Ve tutup, ta ciğerden yakalıyor.

Nalan geçirdiği evreyi boş durmayıp, bir şeyler yaparak atlatmaya çalışıyor. Yapabilecekleri kendi mevcudunun içerisinde olanlar. Konakta yaşıyor. Neredeyse herkese bir hizmetli düşüyor. Fakat ne hikmetse kayınvalidesinin pantolonunu Nalan ütülüyor. Veya konak mutfağında yemek yapmaya başlıyor. Tamam, psikolojin yerle yeksan. Nalan’cığım ve fakat tatlım olamaz, o konak, o mutfak, o ütü masası, doğana aykırı. Çık sen o mutfaktan Hayır, ben olsam anlarım, ütü, yemek, çamaşır, cam, kapı, banyolar hemen temizliğe girişirim, zihnimi dağıtırım da … Nalan’cığıma uymadı.

Gelelim, Hafize ve ırz düşmanı yüzleşmesine… Vallahi orada ne bam teli kaldı ne o ne bu ne şu… (Hani ekrana girip, o ırz düşmanına, Allah ne verdiyse, şöyle acı kuvvatımlannn.) Hadi oradan, (Erbakan tonlamasıyla) Sema’yı çok sevdimmiş. Yok efendim, Hafize abla ben ölüyorummuş. Yok efendim altı ay ömrüm kaldı, vay efendim, ben kızımı seviyommuş. Vay da vay, ölmeden önce kızımdan af dileyeceğim, söyleyecektim, korktummuş. O olayda daha çok küçükmüşmüş de daha üniversite öğrencisiymiş…

Vallahi şu an yazarken bile yazıyı bırakıp, elimin belime gidesi var. Hatta ayağımdaki terliği alıp gözümde canlanana fırlatıp, kovalayasım var.

Yahu hiç bu iş, bunca yıl, bunca bitmeyen acı, üzerine böylemi konuşulur.

Yok yani yine zenginlerde öyle oluyorsa diyeceğim bir şey yok …

Amaç ne olursa olsun ben bu kısmı anlamak istemem, istemiyorum. Normalleştirmem.

Ama bu işlerin içine doğmuş, hamuru bu işlerle karılmış, ömrünü şu işlere vakfetmiş biri olarak, demem o ki, bırak aidiyetlerimize ait özellikleri, o diyaloglara kızgınlığından, mezarından Dostoyevski hortlar.

Böylesi bir mesele bu kadar kibar kibar, zarif zarif mi konuşulur. İster konaklarda büyüsün ister dünyanın en medeni toprağında doğsun büyüsün, bırak tecavüzcüyle konuşmayı, acaba yan yana gelinir mi?

Bazı gerçekler, “gerçekliğini” kural tanımaz bir biçimde yansıtmalı, yaşatmalı. Yani “Aman da canım tecavüzcü Metin, ne iyi ettin de geldin, buyur gel” de demeyelim. Aklamayalım, normalleştirmeyelim. Konuşturacaksak ise karakterimiz, ne kadar ince olursa olsun, ne kadar zarif bir kimlikte olursa olsun, bu konuda böyle koşmasın. “Dilerim hak ettiğin cehenneme tez vakitte kavuşursun “. Durumun vahametine ters, fazla zarif…

Bugün bu konuda, hukukçular, yasalarda büyük tartışmalara yol açan “iyi hal indirimini” tartışıp, kaldırmaya çalışırken …. Dizinin bu sahnesi ya da bu bölümün diyaloglarını açıkçası hiç doğru bulmadım. Fakat zenginlerde böyleyse o iş başka…

Dizinin sonlanmasıyla tanıtımı giren Camdaki Kız’ın 66. bölüm fragmanı ise; işte yine aynı şaşırtmacaların devam edeceğinin işaretleriyle doluydu ve oldukça başarılıydı. Dolayısıyla yeni bölüm tanıtımı yine oldukça merak uyandırdı.

Kaynak

Related articles

spot_img

Recent articles

spot_img